|
22.04.2005
|
|
anne babanın çocuklarla yeterince ve gerektiği gibi ilgilenmemesi, baskıcı
tutumlar, kuralsızlık ya da yanlış kurallar sayılabilir.
Çocuklarımızın
başarılı, güvenilir ve yararlı birer insan olarak yetişmesini istiyorsak;
seven, benimseyen ve ilgilenen bir tutum sergilemeliyiz.
Sorunlara
buyruklarla değil, konuşarak çözüm bulmalı, çocuklara söz hakkı
tanımalıyız. Ailemizde; herkesin uyacağı kurallar koymalı; ancak
çocuklarımızın bu kurallara dayakla, baskıyla, korkutmayla değil, gönüllü
olarak, benimseyerek uymalarını sağlamalıyız
Çocuklarımızla ilgili tutum ve davranışlarımız, ılımlı ve eğitici,
sindirmeye değil, sorumluluk duygusu kazandırmaya, kişiliğini geliştirmeye
yönelik olmalıdır. Böylelikle, ilk sosyal uyumlarını gerçekleştirirken
kendilerine deneyim fırsatı tanınan, özgür ve ilgili bir aile ortamında,
yeterince sevgi ve güven içinde büyüyen çocuklarımıza ileriki dönemlerde
başarılı olmaları için gerekli ortamı hazırlamış oluruz.
Kardeşlerim!
Bağımsızlığı ve milli iradenin tecellisini
ifade eden Milli Egemenlik Bayramı’nı coşku ile kutluyoruz. Milli Egemenlik
Bayramı’nın, aynı zamanda çocuk bayramı olarak isimlendirilip onlara hediye
edilmiş olması, son derece anlamlıdır. Milli egemenlik gibi, toplum
hayatımız açısından fevkalade öneme sahip olan bir meselenin çocuklarla
ilişkilendirilmesi, onlara vermemiz gereken değere ve bu konudaki
sorumluluğumuza işaret etmektedir. Bu sebeple, hem kendi çocuklarımızın hem
de kimsesiz çocukların maddi ve manevi açıdan iyi bir şekilde yetişmesini
sağlamak için gerekli tedbirleri almak, toplumumuzun geleceği için
önemlidir. Bu konuda son derece hassasiyet ve ilgi göstermek, hem dini hem
de milli görevimizdir.
Hutbemi bir ayet ve bir hadis meali ile
bitiriyorum. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Biliniz ki mallarınız ve
çocuklarınız birer imtihan aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükafat
vardır”[1]. Sevgili Peygamberimiz de buyuruyor ki : “Hiç bir baba,
çocuğuna güzel terbiye ve edepten daha üstün bir hediye vermiş olamaz
"[2]
__________
[1]
Enfâl, 8/28.
[2]
Tirmizi, Birr, 33.
|
|
Değerli Müminler!
Çocuklarımızın, muhtaç olduğu ahlaki faziletleri,
sosyal kural ve davranışları, dini inanç ve değerleri öğrenmeleri ve
yaşamaları; ruh ve beden bakımından sağlıklı, bilgili, sanat ve hüner
sahibi olabilmeleri için bütün imkanların kullanılarak gayret sarf edilmesi
başta ana-baba olmak üzere tüm toplumun görevidir.
Ancak günümüzde, ya ailesi olmadığı, ya da ailesi yanlış tutum
ve davranışlarda bulunduğu için, çocukların önemli bir kısmının, bu temel
vasıflara sahip olamadığı görülmektedir. Bunun neticesinde de, zamanında
gerekli değeri verip ilgilenmediğimiz çocuklarımız; bazen tinerci ve
gaspçı, bezen hırsız bazen de içki ve uyuşturucu müptelası olarak karşımıza
çıkmakta ve ileriki yaşlarda toplumla çatışan, tutarsız ve çelişkili
davranışlar sergileyen bireyler olmaktadırlar. Bizler belki de çoğu zaman,
bu tür davranışlarla haberlere konu olan gençleri acımasızca eleştirmekte
onlara kin duygusu ile bakmakta; bu davranışlarının sebeblerini
düşünmemekteyiz. Halbuki bu tür insanların, hangi şartlarda yetiştiklerine
baktığımızda ilgi ve sevgiden mahrum bir çocukluk dönemi yaşadıklarını;
büyük bir kısmının da halk arasında, “kimsesiz çocuklar”, “sokak çocukları”
şeklinde isimlendirilen kişilerden oluştuğunu görürüz.
Değerli kardeşlerim!
Çeşitli sebeplerle sokakları mesken tutan ve ilerleyen
yaşlarında olumsuz davranışlar sergileyen çocukların bu davranışlarının bir
çok sebebi vardır. Bunların başında aile içi huzursuzluk,
|