|

|
|
Aynı
şekilde işveren; işçisine güç ve kabiliyetinin üzerinde iş yüklememeli, onu
kardeşi gibi görmeli, temel haklarına saygılı olmalıdır. Sigortasız işçi
çalıştırmanın veya çalışanların sigorta primlerini eksik yatırmanın, başlı
başına bir kul hakkı ihlâli olduğunu unutmamalı; kıdem tazminatını ise,
işçinin fiilen aldığı en son ücret üzerinden ödemelidir. Yine bu hakların
bir gereği olarak; işyerinde gerekli emniyet tedbirlerini almalı,
çalışanların ibadetlerini rahatlıkla yerine getirebilmelerine imkan
sağlamalı, rûhen ve bedenen sağlıklı olmalarına özen göstermelidir
Saygıdeğer Müminler!
Çalışanlar da aldıkları maaş ya da ücretin helal
olması için, kendilerine verilen işleri belirtilen zamanda ve istenilen
ölçülerde yapmaya gayret etmelidirler. Bu konuda sevgili Peygamberimiz;
“Allah Taâlâ sizden birinizin bir iş yaptığı zaman, onu sağlam ve güzel
yapmasını sever.”
buyurarak; çalışanları iyi ve kaliteli iş yapmaya teşvik etmişlerdir. Bunun
yanı sıra günümüzde memur, işçi ya da sözleşmeli olarak görev yapanlar;
gerek iş yerlerinden, gerekse üretim araçlarının korunup gözetilmesinden
sorumlu olduklarını da unutmamalıdırlar. Sevgili Peygamberimiz bu
sorumluluğu şöyle hatırlatıyorlar:
“…Çalışan kişi de işverenin malının koruyucusudur...”
Aziz Müminler!
İslâm’a
göre, çalışma hayatında karşılıklı sevgi, saygı, hak, hukuk ve adâlet
prensiplerine uygun olarak hareket edilmelidir. Bu itibarla İslâm
dini, çalıştırdığı kişileri ezen, onların hak ve hukukunu ihlâl eden bir
işvereni tasvip etmediği gibi; iş vereniyle iyi geçinmeyen, yaptığı işin
gereklerini yerine getirmeyen çalışanı da tasvip etmez. İslâm’ın
istediği; çalışanın ücretini tam ve zamanında ödeyen ve işçisine
sevgiyle yaklaşan bir işveren; aldığı ücreti hak etmek için çalışan ve
işini en güzel ve kaliteli bir şekilde yapan işçidir. O halde sorumluluğunun bilincinde olan
Müslüman kişi; ister işveren ya da amir, ister işçi ya da memur olsun, hak
ve hukuka riayet etmelidir. Şu husus iyi bilinmelidir ki, ancak
başkalarının hakkına saygı gösterenler, kendileri de saygı görmeye hak
kazanırlar.
[1]
Necm,53/39
[2]
Zilzâl, 99/7-8
[3]
Bakara, 2/286
[4]
Bk, Buhâri, İcâre,10
[5]
Bk, Nesâî, Eymân,10, 44
[6]
İbni Mace, Ruhun,4
[7]
Bk, Buhari, Edep, 44
[8]
Beyhâki, şuabu’l-İman, IV, 334-335
[9]
Buhari, İstikraz,20
|
|
Değerli Müminler!
Toplum hâlinde yaşamanın insana
sağladığı bir takım haklar ve yüklediği sorumluluklar vardır. Haklara saygı
göstermek ve sorumlulukları yerine getirmek, herkesin ortak görevidir. Emeğe
saygıda İslâm’ın üzerinde hassasiyetle durduğu bu çok önemli görevlerden
biridir. Yüce Allah, emeği müstakil bir değer olarak kabul etmiş, emeğin hem
maddî hem de manevî karşılığının olduğunu, Kur’an’ın değişik ayetleriyle
bize bildirmiştir. Nitekim; “İnsan
için ancak çalıştığı vardır.” “Artık
kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir. Kim de zerre
ağırlığınca bir kötülük işlerse onu görecektir.” “Allah
bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı
iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır.” ayetlerinde,
hiçbir emek ve çalışmanın gerek dünyada, gerekse ahirette karşılıksız
bırakılmayacağı açıkça vurgulanmaktadır. Bir kudsî hadiste ise yüce
Allah’ın; kıyamet gününde kendisine verdiği sözü tutmayanın ve çalıştırdığı
işçiden tam olarak iş ve hizmet aldığı halde; onun emeğinin karşılığını
tam olarak vermeyenin hasmı
olacağı ifade edilmektedir.
Muhterem Kardeşlerim!
Sorumluluğunun bilincinde olan bir işveren; çalıştırdığı
kişilerin maaş veya ücretlerinin en azından temel ihtiyaçlarını
karşılayacak miktarda olmasına özen göstermelidir. Bilgi, beceri ve
uzmanlık gerektiren işlerde çalışanlara ise durumlarına uygun, tatmin edici
ve adil ücret ödemelidir. Vereceği ücreti önceden belirlemeli, sonradan hak
kaybına sebep olabilecek durumlardan kaçınmalı,
çalışanların emeğinin ücretini tam ve zamanında ödemelidir. Sevgili Peygamberimiz;
”Çalışanın ücretini alın teri kurumadan veriniz.”buyurarak, bu
konuda işverenleri duyarlı olmaya davet etmişlerdir. |