|
Değerli
Mü’minler!
Şerefli bir
hayat, gerektiğinde vatan, millet ve mukaddesat uğrunda ölebilmeyi de
gerektirir. Dinimize göre vatan müdafaası ve kahramanlık
ruhu, imandaki canlılık, sadakat ve samimiyetin bir sonucudur. Çünkü
kutsal davalardaki sebat ve samimiyetin en içten olanı, can pazarı olan
savaş meydanında belli olur. Cephede ateş hattında savaşarak mücadele
edenlerle bundan uzak duranlar asla bir olamazlar.
Nitekim, Dinimiz
savaştan kaçmayı, büyük günah saymıştır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de,
“Ne oluyor size ki, Allah yolunda savaşa çıkın denildiğinde yere
çakılıp ağırlaştınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı
seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.”
buyurmaktadır.
Aziz
Mü’minler!
Milletlerin
varoluş mücadelesi olarak nitelendirdiğimiz savaşlarda, şehit ve gazi
olmak bir mü’min için en büyük rütbedir. Bu ruh, milli metanet ve
mukavemeti temsil eder. Şehit veya gazi olmayı manevi rütbe saymayan bir
millet, düşmana karşı direncini kaybetmiş demektir. Uğrunda canların
seve seve feda edilebileceği değerleri olmayan ve milli onuru
bulunmayan toplumlar millet olamazlar.
Şehit ve
gazilerimiz, düşman dalgalarının çarparak parçalandığı yalçın kayalara
benzerler. Vatanı düşman seline kaptırmayan yıkılmaz engel, aşılmaz
settir onlar. Vatanın bütünlüğü, onların bükülmez bilekleri ve yenilmez
yürekleri ile korunmuştur.
Bu vesileyle
Cennet vatanımızı bizlere kanları ve canları pahasına miras bırakan
bütün şehitlerimizi ve Cumhuriyetimizin banisi, ordularımızın
Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmet
ve minnetle anıyoruz. |