|

|
|
Rüşvet
almak veya vermek, bu işi yapan insanların ruhi ve ahlaki
bozukluklarının ve dini duygularının zayıf olduğunun bir göstergesidir.
Çünkü rüşveti ancak menfaat
düşkünlüğü, hırs ve doyumsuzluk gibi ahlak dışı ve dince yasaklanan
özelliklere sahip olan kimseler alır veya verirler. Böylece rüşvet, en
üstün varlık olarak yaratılan insanın alçalmasına ve kişiliğini
kaybetmesine neden olur.
Değerli Mü’minler,
Rüşvet, toplumu temelinden sarsan ve onun
içten yıkılmasına neden olan en tehlikeli sosyal hastalıklardan biridir.
Rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda hak ve adaletten söz edilemez. Diğer
taraftan, rüşvetin yaygınlaşmasıyla toplumda haksız kazanç sağlama
yolları açılmış olur. Bu gibi durumlar, zamanla normal bir yol gibi
görülmeye başlanır. Bu ise toplum için bir felakettir
Rüşvet, karıştığı işin amacından
sapmasına ve bozulmasına, girdiği toplumun perişan olup dağılmasına
sebep olur. Tarihe bakıldığında, pek çok milletin yok olmasının
sebepleri arasında, rüşvet hastalığının olduğu görülür. Rüşvetin girdiği
toplumda adaletsizlik yaygınlaşır. Emanetler ehline verilmez, önemli
görevler layık olmayan kimselerin eline geçer. İnsanların birbirlerine
güvenleri kalmaz. Hak haklıya değil, parası ve gücü olana verilir.
Dolayısıyla güçsüzlere ve yoksullara zulmedilmiş olur. Bunun sonucunda
ise toplum düzeni sarsılır.
Muhterem Mü’minler,
Kısaca ifade etmek gerekirse rüşvet;
toplumları felakete götüren, birlik ve kardeşlik duygularını kökünden
sarsan, güven duygusunu zedeleyen çirkin davranışlardan biridir.
Kendisinin Allah tarafından her yerde görüldüğüne ve bir gün mutlaka
hesaba çekileceğine inanan insanların hayatlarında bu tür olumsuz
davranışlara rastlanmaz.
Fert ve toplum olarak, bu kadar zararları
olan rüşvetin yaşadığımız toplumda yaygınlaşmaması için elimizden geleni
yapalım. Dünya malının dünyada kalacağını, insanın alın teriyle
kazandığının daha bereketli ve değerli olduğunu unutmayalım.
Yunus AKKAYA
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
[1] Bakara, 18 .
[2] Camiu’s-Sağır, 4490.
[3] Tirmizi, Ahkâm 9, (1336) Ebu Dâvud, Akdiye 4,
(3580). |
|
Muhterem Müslümanlar,
Yüce dinimiz İslam; emir ve yasaklarıyla
fert ve toplum yararını gözetmiş; insanların dünya ve ahiret
mutluluklarına zarar verecek her türlü söz, fiil ve davranışları ise
haram kılmıştır. Bu maksatla kamu mallarını zimmete geçirmek, hırsızlık,
gasp vb. gayri meşru kazanç yollarını yasakladığı gibi fert ve toplum
hayatı için son derece zararlı olan, rüşvet alıp-vermeyi de
yasaklamıştır.
Bir yetkilinin konumunu kötüye kullanarak
yapması gereken bir işi yapmaması veya yapmaması gereken bir işi yapması
karşılığında kendisine veya başkalarına para, hediye veya başka herhangi
bir ad altında haksız bir menfaat sağlaması olarak tanımlayabileceğimiz
rüşvet
haksız kazanç yollarından biridir ve din, ahlak ve hukuk kurallarına
tamamen aykırıdır.
Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle
buyurmaktadır: “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin.
İnsanların mallarından bir kısmını bile bile, günaha girerek yemek için
onları yetkililere (rüşvet olarak) vermeyin.”
Peygamber Efendimiz(s.a.v) de “Rüşveti
alan da veren de Cehennemdedir”[2] buyurarak rüşvet almanın veya
vermenin kişinin cehenneme girmesine sebep olacağını açık bir şekilde
vurgulamıştır. Yine başka bir hadis-i şerifte de, her zaman insanların
affedilmesi için dua eden Yüce Peygamberimizin rüşvetin toplumda meydana
getirdiği büyük hasar sebebiyle, rüşvet alanı-rüşvet vereni ve bu
ikisi arasında aracılık yapanı lanetlediği belirtilmektedir.[3]
Muhterem Mü’minler,
Rüşvet, haksızın haklı, suçlunun suçsuz,
yalancının doğru, bir işe layık olmayanın layıkmış gibi gösterilmesine
veya bunun aksine; haklının haksız, suçsuzun suçlu, doğrunun yalancı,
bir işe layık olanın layık değilmiş gibi gösterilmesine neden olur. Bu
ise insanlar için büyük bir haksızlık ve zulümdür.
|