|
13.01.2006 |
|
|
|

|
|
“Allah sana nasıl iyilik ve ihsanda bulunduysa, sen de
aynı şekilde insanlara iyilik yap”[4] Kişinin bunu hayatına nasıl
uygulayacağının en güzel örneklerini ise
sevgili peygamberimiz birçok hadis-i şeriflerinde ifade etmişlerdir.
Kendisine faydalı olacak bir şey öğretmesini isteyen kişiye Rasülullah
(s.a.v) "Müslümanların yolundan rahatsızlık veren şeyleri kaldır"[5]
buyurmuşlardır. Başka bir hadiste sevgili Peygamberimiz: "Her
Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir" buyurmuşlar, buna gücü yetmeyen
kişinin de darda kalmış birine yardımda bulunmasını tavsiye etmişlerdir.
Kendisine; "Ya, buna da gücü yetmezse?" denilince Rasülullah (s.a.v),
kişinin insanları iyiliğe ve hayra teşvik etmesini ve kendisini
başkalarına kötülük yapmaktan alı koymasını tavsiye etmişlerdir.[6]
Sahabeden Cerir b. Abdillah ise şöyle naklediyor: “Ben, namazı kılmak,
zekâtı vermek ve bütün Müslümanların hayır ve iyiliğini istemek üzere
Hz. Peygambere biat ettim”[7] Sevgili Peygamberimizin bu konudaki diğer
bir güzel tavsiyesi de şöyledir:"Yüzüne tebessümle bakmak bile olsa,
mü’min kardeşine yapacağın hiçbir hayır ve iyiliği küçük görüp terk
etme"[8]
Hutbemi, Medineli Müslümanların,
Mekkeden hicret ederek gelen Muhacirlere nasıl kucak açtıklarını,
onların hayır ve iyiliği için neler düşündüklerini anlatan ayet mealiyle
bitiriyorum:“Muhacirlerden önce Medine’ye yerleşmiş ve imanı da
gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret eden mü’minleri severler.
Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar.
Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine
tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte
onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[9]
Seyid Ali TOPAL
[1] Buhari, İman 7.
[2] Bakara, 2/201.
[3] İbrahim, 14/41.
[4] Kasas, 28/77.
[5] Müslim, Birr 131.
[6] Buhari, Zekat 30, Müslim, Zekat 55.
[7] Buhari, İman 42.
[8] Müslim, Birr 144.
[9] Haşr, 59/9.
|
|

|
|
İbrahim, 14/41 |
|
MÜSLÜMAN BAŞKALARININ İYİLİĞİNİ İSTER |
|
|
|
Muhterem Müslümanlar,
Yüce Dinimiz, Allah’a ve insanlara karşı vazifesinin bilincinde olan,
ahlaklı fertler yetiştirmek suretiyle huzurlu bir toplumun oluşmasını
hedeflemektedir. Kur’an-ı Kerim bizlere, birbirini seven ve gözeten, din
kardeşinin hayır ve iyiliğini isteyen ve yeri geldiği zaman onların
iyiliğini kendi iyiliğine tercih eden insanları örnek göstermektedir.
Sevgili Peygamberimiz de; “Sizden her hangi biriniz, kendisi için arzu
ettiği hayır ve iyiliği, mü’min kardeşi için de istemedikçe gerçek
manada iman etmiş olamaz”[1] buyurarak, bu konuda en güzel ölçüyü ortaya
koymuştur
Değerli Mü’minler,
Allah rızasını uman ve ahirette bütün yaptıklarından sorguya
çekileceğinin farkında olan mü’minler, birbirlerinin kardeşi oldukları
bilinciyle, kin, öfke, nefret, haset, bencillik gibi kötü düşünce ve
davranışlardan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine sevgi, saygı,
merhamet, dürüstlük, yardımseverlik, fedakârlık, başkalarının iyiliğini
ve hayrını düşünmek gibi en güzel ahlakî özelliklere sahip olacaklardır.
Bu ahlakî özelliklerle olgunlaşacak olan mü’minler, Yüce Allah’a
yapmakta oldukları dualarında bile din kardeşlerini hatırlayacaklar,
Yüce Kitabımızın bizlere örnek olarak sunduğu şu dualarda olduğu gibi,
ben yerine biz diyerek, mü’minlerin hayır ve iyiliğini isteyecekler ve:
“Ey Rabbimiz! Bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi cehennem
azabından koru”[2], “Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde, beni, ana-babamı ve
mü’minleri bağışla.”[3] diye dua edeceklerdir.
Aziz Mü’minler
Dualarında
ve düşüncelerinde din kardeşinin hayır ve iyiliğini isteyen mü’minin, bu
güzel duygularını davranışlarına da yansıtmasını Yüce Allah şöyle
emrediyor:
|
|