|

|
|
Yüce
Allah bu hakikati şöyle dile getirmiştir: “Her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun
mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse onun
cezasını görecektir.”[2] Hesap
gününde hiçbir şeye itiraz etme hakkımız olmayacaktır. Zira karşımıza
çıkan kendi işlediklerimizden başkası değildir. Yüce Rabbimiz bu konuda
şöyle buyuruyor: “Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü
kendisine açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. Oku
kitabını, bu gün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter”[3]
denilecektir. O günün manzarasını yine Cenab-ı Hakkın kelamından
dinleyelim: “Kişinin kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve
çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses
geldiği vakit, işte o gün herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
O gün bir takım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar, gülerler
sevinirler. O gün nice yüzler de vardır ki toz toprak içindedirler.
Onları bir siyahlık bürür. İşte onlar kâfirlerdir, günaha
dalanlardır.”[4]
Muhterem Kardeşlerim!
Dünya pazarında hiçbir şey karşılıksız verilmezken, ebedi âlemde vaat
edilen nimetler çalışmadan, hazırlanmadan kazanılır mı? Mademki ölüm
var, ahiret var, hesap var, mizan var, sırat var, cennet var, cehennem
var öyle ise hazır olalım. Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba
çekelim.
Kendimizi hesaba çekmemizi hatırlatan bir hadisi şerifle hutbemi
bitiriyorum. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)şöyle buyuruyor: “Âhirette
insan şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz;
ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne şekilde yıprattığından,
malını (servetini) nereden kazanıp nerelere harcadığından ve
bildikleriyle amel edip etmediğinden”[5]
[1] Mülk, 2.
[2] Zilzal, 7-8.
[3] İsra, 13-14.
[4] Abese, 33-42
[5] Tirmizî, Kıyamet 1, (3531).
|
|
Aziz Müslümanlar!
Hayatta hep yüz yüze olduğumuz halde, bir türlü idrakine varamadığımız
bir gerçek vardır. Ölüm ve ötesi…
Şöyle geriye doğru dönüp baktığımızda görüyoruz ki, zengin-fakir,
genç-yaşlı, iyi-kötü, zalim-mazlum nice insanlar bu dünyadan gelip
geçtiler. Birçoğunun yerinden yurdundan eser bile kalmadı. Her geçen gün
bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi
bırakıp gitmek için, her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz.
Şurası bir gerçektir ki, bugüne kadar ölümden yakasını kurtaran hiçbir
insan yoktur. Her geçen gün yıpranan bedene, ağaran saça dur demek
mümkün değildir. İstesek te istemesek te doğumla geldiğimiz dünyadan
ölümle çıkıp gideceğiz. Öyle ise şu soruyu kendimize sormalıyız. “Bu
dünyada niçin varız”? bu sorunun cevabını yüce Allah Kur’an-ı Kerimde
şöyle bildiriyor: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak
için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok
bağışlayandır.”[1]
Muhterem Müslümanlar!
İmanın altı esasından biri de ahirete inanmaktır. Ahiret yurdu, bu
dünyada yaptıklarımızın karşılığını bulacağımız, halimize göre mükâfat
ya da azap göreceğimiz yerdir. Öyle ki; artık dünyaya geri dönüş yok,
herkes bu dünyadaki amelinin karşılığını eksiksiz görecektir. Kimseye
haksızlık da yapılmayacaktır. |