|

|
|
dostlukların vefalı, arkadaşlıkların çıkarsız ve içten olduğu; yüzlerde
tatlı tebessümlerin hâkim olduğu,
dertlerin paylaşıldığı, sevinçlerin ortaklaşa yaşandığı ve simalarda
secde izlerinin taşındığı, Allah için birbirini seven, birbirine gönül
açan, bağışlayan ve bazen
mümin kardeşini kendisine tercih
ettiren
bir hayattır iman...
“Nerede benim için birbirini
sevenler?.. Gelsinler; Arşımın gölgesinden başka hiçbir gölgenin
bulunmadığı bugün onları gölgelendireyim”[2]
çağrısı, Yüce Allah tarafından işte bu
iman sevdalılarına yapılmaktadır.
“Yaratılanı severiz Yaratan’dan ötürü”
mısralarını Yunus’un dilinden döktüren de
işte bu imandır.
“Benim bu gecem şeb-i arustur (düğün
gecesidir)” diyen
Mevlana’nın, ölüm gecesini düğün gecesi gibi karşılamış olması da imanın
sağlamış olduğu sadakat, teslimiyet ve muhabbettendir. Yine Mevlana’nın,
insanlığın tümüne kucak açarak “Ne
olursan ol yine gel” çağrısı
ile O En Sevgili’ye doğru yola çıkma,
inanma, teslim olma, vefakâr olma
çağrısı ve yaşayışıdır iman...
Aziz Müminler!
İman bizim kalbimizde bu
anlayış ve teslimiyetle okyanuslar gibi dalgalandığı gün; iç dünyamızda,
ailemizde, çevremizde, mahallemizde, hatta bütün bir cemiyette huzur ve
sevgi içerisinde yaşarız. Sevgili peygamberimiz bir duasında,
“Alahım! Bana senin sevgini, seni
sevenin sevgisini, beni sana yaklaştıracak amellerin sevgisini nasip
et”[3] derken imanın
Yaratıcı ile kulları arasında bir sevgi kaynaşması olduğunu açık bir
dille haber vermiştir. Bunu başaranlar, imanlarında samimi,
ibadetlerinde devamlılık olan müminler, Allah’ın dostluğunu da kazanmış
olurlar.
Hutbeme bir ayet-i kerime
mealiyle bitiriyorum: “İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da ona
ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin
Allah’a olan sevgisi ise daha güçlüdür…” [4]
[1] Alak, 96/19.
[2] Müslim, Birr 37.
[3] Hutbe, Ocak 1992, s.3.
[4] Bakara, 2/165 |
|
İman, Yüce Allah’ın varlık
ve birliğini, O’nun sevgili elçisi Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve o
Seçkin Elçinin Allah Taâlâ’dan getirdiği her şeyi kalp ile tasdik ve dil
ile ikrar etmektir. İman, insanın iç dünyasında doğuştan getirdiği
temizlik ve berraklığın, ergenlik sonrasında da bütün hayatı kuşatması
ve bu sayede mümin kişinin gönül dünyasında Yaratıcısına tarifi imkânsız
bir sevgiyle bağlanmasıdır. Allah’a olan bu sevgi ve bağlılık, kişiyi
dar kalıplara sıkışmış fikir buhranlarından, niyet bozukluklarından,
ruhi dengesizliklerden kurtarıp, basit dünya hesaplarının dışına çekerek
onu dünya ve ebedi âlem için büyük hesapların, ulvi davaların, engin
düşüncelerin insanı haline getirir.
Muhterem Kardeşlerim!
İmanın temelinde büyük bir
sevda yatar. Sevgiliye ulaştıran bu sevda yolunda insan birçok çile ve
sıkıntılarla karşılaşabilir. Kişi bunların Yüce Sevgili tarafından
kendisine lutfedilmiş birer imtihan olduğunu kabul edip, hiçbir şüpheye
düşmeden ve ümitsizliğe kapılmadan, Eşref oğlu Rûmi’nin dediği gibi;
“Hoştur bana senden gelen? Ya
hil’at-ü yahut kefen? Ya gonca gül yahut diken/Lütfun da hoş kahrın da
hoş” diyebilme ve Yüce
Allah’ın “Secde et,
yaklaş”[1] emri gereği, daha
bir gönülden secde etmeye ve dua etmeye sevk eden
bir teslimiyettir iman...
Konuşmanın hikmet; sükûtun tefekkür, çalışmanın ibadet,
bakışın feraset, hayatın nezaket ve nezafetle yaşandığı; |