|
24.03.2006 |
|
|
|

|
|
dile getirmektedir. Her sözü bizler için
mesaj yüklü Sevgili Peygamberimiz de
“Sizden kim bir kötülük
görürse, eğer gücü yetiyorsa, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü
yetmiyorsa diliyle o kötülüğü değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa, o
zaman kalbiyle buğzetsin. İmanın gerektirdiği en alt sorumluluk bilinci
budur.” [3]
buyurarak bu hususa işaret etmiştir. Buna göre hepimizin, eşimize,
evladımıza, komşularımıza, arkadaşlarımıza karşı bir sorumluluğumuz
vardır. Sorumluluğun gereği yerine getirildiği takdirde, kötülükler ve
ahlaksızlıklar zemin bulamayacak, kök salamayacaktır. Sorumluluğun
ihmali durumunda ise, ortaya çıkacak olumsuzluklara bütün toplum olarak
bedel ödenecektir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz
(s.a.s) gayet dikkat çekici bir üslupla, kötülüklerle mücadele
edilmesini vurguluyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin
ederim ki, ya iyiliği emir ve kötülükten men edersiniz, yahut Allah
Teâla size toplumsal kargaşa (azap) verir. Sonra kurtulmak için Allah’a
yalvarırsınız da duanız kabul edilmez.” [4]
Muhterem Müslümanlar!
İnsanlık geçmişte nasıl peygamberlere
muhtaç idiyse, bugün de dinin emir ve yasaklarını, güzelliklerini
insanlara anlatacak din hizmetini ihlas ve samimiyetle yerine getirecek
gönül erlerine muhtaçtır. Yaratılanı yaratandan ötürü hoş gören
Yunuslar, kapısını ve gönlünü herkese açan Mevlanalar, baba şefkatiyle
herkesi kucaklayan Hacı Bektaş-ı Veliler misali, özü-sözü, eylem ve
söylemi birbiriyle uyumlu gönül erleri, bir toplum için büyük
kazanımdır. Unutulmamalıdır ki, irşad ve davet belirli liyakate sahip
fertlerin ifa edeceği bir görevdir. “Sizden, hayra çağıran, iyiliği
emreden ve kötülükten men eden bir topluluk (sınıf) bulunsun. İşte
kurtuluşa erenler onlardır.”
[5] buyurulmak suretiyle irşad ve
davetin genelin değil bu hususta ehliyet sahibi kimselerin görevi olduğu
vurgulanıyor.
Hutbemi irşad ve davette temel esasları
içeren bir âyet mealiyle bitirmek istiyorum: “Ey Muhammed! Rabbinin
yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele
et; doğrusu Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir.” [6]
Dr. Yaşar YİĞİT
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
_________________________
[1]Zâriyât, 55.
[2]Âl-i imran, 3/110.
[3]Tirmizi, Fiten, 11.
[4]Tirmizi, Fiten, 9.
[5]Al-i İmrân, 4/104.
[6]Nahl, 16/125.
|
|

|
|
Âl-i imran, 3/110 |
|
İRŞAD VE DAVET SORUMLULUĞU |
|
Muhterem Müslümanlar!
İnsanı saygın ve mükerrem bir varlık olarak yaratan Yüce Allah, diğer
varlıklardan farklı olarak ona nice meziyetler bahşetmiştir. Bu
meziyetlerin başında şüphesiz akıl gelmektedir. Akıl, insanın doğru
yolu bulmasında en önemli cevherdir. Ancak sadece akıl, kişinin hakkı
ve hakikati bulmasında her dem yeterli değildir. Bu nedenledir ki Yüce
Allah, doğru yolu göstermek üzere çok sayıda Peygamber göndermiştir.
İnsanlık için rahmet olan bu elçiler, Yüce Allah’ın emir ve
yasaklarını, hak ve batılı, insanî ve ahlakî erdemleri her türlü zorluğa
rağmen insanlara tebliğ etmişlerdir. Peygamberlerin gönderilmesi,
toplumda irşad ve davetin gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Değerli Müminler!
İnsanlar, tabiatları gereği her zaman
irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtırlar. “Öğüt ver;doğrusu
öğüt inananlara fayda verir.”
[1] âyeti, irşad ve davetin
gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Gerçekten sıkıntı ve problemlerle
bunalan gönüller, katılaşan kalpler, rahmet yüklü ilahi mesajlarla huzur
bulmakta, zihinler berraklaşmaktadır. Yeter ki gönül ve zihinler,
insana hayat verecek, hayatı ve ölümü, varlık ve yokluğu, dünya ve
ahireti anlamlandıracak, ilahi mesajlara açık olsun…Bu mesajlara kapalı
kulak ve gönüller ise, elbette rahmetten gerekli haz ve huzuru
alamayacaklardır. Rahmet elçilerine gönüllerini açma yerine sırt
dönecekler ama kaybedenler kendileri olacaklardır.
Aziz Müminler!
Dinimiz İslâm, iyiliklerin ve ahlaki
değerlerin yaygınlaştırılması ve kötülüklerle mücadele konusunda,
bütün fertlere bir sorumluluk yüklemiştir. Nitekim “Siz,
insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder,
kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız...” [2]
âyeti, bu konudaki sorumluğu |
|