|

|
|
Özürlü ve engelli kimselere değer vermeli, söz ve
davranışlarımızla onların gönüllerini almalı, huzur ve mutluluklarına
vesile olmalıyız. Hayatlarını kolaylaştırıcı mahiyette her türlü maddî
ve manevî tedbiri almalı, gerekli altyapı hizmetlerini sunmalıyız.
Engelli ve özürlü çocukları olan ailelere yardım yapmalı, eğitim ve
öğretim desteğinde bulunmalıyız. İmkânlarımızı zorlayarak, özürlü ve
engelli kardeşlerimize iş imkânı sağlamalı; böylece onlara, çalışıp
üretmenin ve helâlinden kazanmanın mutluluğunu tattırmalıyız.
Diğer yandan, hiçbir engelli ve özürlü kimseyi, “kör,
sağır, dilsiz ve topal ” gibi sıfatlarla nitelememeli, her türlü
aşağılayıcı söz, fiil ve davranışlardan sakınmalı, şakayla da olsa
onlarla alay etmemeliyiz. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şu uyarıyı
yapmaktadır: “Kardeşinin derdine sevinip gülme, sonra Allah ona
merhamet eder de, seni onun sahip olduğu dertle müptela kılar”.[4]
Saygıdeğer Müminler!
Engelli ve özürlü kardeşlerimiz de bilmelidirler ki,
misafirhane olan bu dünya, imtihan yeridir. İnsanlar, imtihan dünyasında
iyi-kötü, acı-tatlı olaylarla karşılaşabilirler; sevindikleri anlar
olduğu gibi üzüldükleri anlar da olur; bazen nimetlerle bazen de çeşitli
sıkıntılarla denenirler. Bu sıkıntılar, kimi zaman insanların kendi
ihmal veya kusurlarından, kimi zaman da hiçbir kusur ve ihmalleri
olmadığı halde, sorumsuz ve kural tanımaz insanlardan kaynaklanabilir.
Bu bakımdan,-hangi sebeple olursa olsun- engelli ve özürlü durumda olan
kardeşlerimiz, maruz kaldıkları hastalık ve kayıplara sabretmeli; hiçbir
zaman engelliliğin, kendileri için bir noksanlık veya kusur olduğu
psikolojisine kapılmamalıdırlar. Çünkü Allah katında hiçbir insanın
diğerinden iman, salih amel ve takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Yüce
Allah insanları dış görünüşlerine, mal, mülk, makam ve servetlerine göre
değil; kalplerine, gönüllerine ve amellerine göre değerlendirir.[5]
Hutbemi bu hususu en güzel şekilde ifade eden Hucûrât,
Sûresinin13. âyetinin meâliyle bitiriyorum:
“ Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık
ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah
katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.
Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilen ve onlardan hakkıyla
haberdâr olandır.”
[1]
Buhârî,
Ferâiz, 25
[2]
Buhârî, Mezalim, 3
[3] Bk,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 350; V, 154, 168-169
[4]
Tirmizî, Kıyame, 54, IV/6620
[5]
Müslim, Birr, 32 |
|
Dünyanın her yerinde olduğu gibi,
ülkemizde de, zihnî, rûhî ve bedenî yönden engelli ve özürlü insanlar
bulunmaktadır. Bu kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken ilgi ve
desteği göstermek insanî ve islâmî görevimizdir. Sevgili Peygamberimiz
(s.a.v.), “Bakıma muhtaç kimselerin sorumluluğu bize aittir”[1]
buyurarak ihtiyaç sahibi ve engelli
kimselere toplum olarak sahip çıkılmasını istemiştir. Diğer bir
hadislerinde ise, "Kim mü’min kardeşinin bir ihtiyacını karşılarsa
Allah da onun bir ihtiyacını karşılar. Kim müslümanın bir sıkıntısını
giderirse Allah da kıyamet gününde onun bir sıkıntısını giderir”[2]
buyurmuşlardır. Ayrıca kendileri de bizzat, hasta, engelli, özürlü
ve muhtaç kimselere sahip çıkmış, onlara şefkat ve merhamet
göstermiştir. Engelli kimselere yol göstermenin, görme engellilere
rehberlik etmenin, işitme ve konuşma engellilerle anlayacakları şekilde
iletişim kurmanın, ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını karşılamanın Allah
katında sadaka olduğunu bildirmiş, engelli ve özürlüleri toplumun doğal
birer üyesi olarak kabul etmiştir [3]
Muhterem Kardeşlerim!
Nice insan, doğuştan yahut sonradan elîm
bir kaza veya hastalık sonucu felçli, ortopedik engelli, işitme ya da
görme özürlü olabilmektedir. Kimbilir belki de hiç beklenmedik bir anda
bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- gören gözümüz
görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız
yürüyemez olabilir. Bu nedenle, bir yandan sağlığımızı korumak için
gerekli tedbirleri alırken; diğer yandan da fert, aile, sivil toplum
örgütleri ve kamu kuruluşları olarak engelli ve özürlü kardeşlerimize
karşı maddî ve manevî sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalıyız. |