|
12.05.2006 |
|
|
|

|
|
Bu âyette,
bir müminin, anne-babasına, eziyet, kötülük şöyle dursun onlara iyilikte
bulunması, saygılı davranması, onlara şefkat ve merhamet yüklü
sözcüklerle güzel bir şekilde hitap etmesi gerektiği bildirilmiştir.
Zira o güçsüz iken, anne-babası ona kol kanat germiş, bütün zorluk ve
meşakkatlere rağmen ona hep güler yüz göstermiş, güzel söz
söylemişlerdir. Onun mutluluğu için nice fedakarlıklara katlanmışlardır.
Üzülerek ifade edelim ki,
günümüzde, evlatları için her türlü fedakarlığı yaptığı halde yalnızlığa
itilmiş, meşakkatlerin kucağına terk edilmiş, sahipsiz gözü yaşlı
anne-babalarla sıkça karşılaşıyoruz. Göz yaşlarının, terk edilmişliğin,
hayata küsmenin meydana getirdiği bu ızdırap tabloları, vicdanları
derinden yaralıyor. Oysa bu tabloları, huzur ve mutluluk, fedakarlık ve
sabır, merhamet ve hoşgörü süslemelidir. Bizler onların varlığı ile
sıkıntı ve meşakkat değil huzur ve mutluluk duymalıyız. Varlıklarını yük
değil nimet olarak algılamalıyız.
Değerli
Müslümanlar!
Şüphesiz her
mümin, Allah’ın rızasını kazanmayı, onun ahirette sunacağı nimetlere
nail olmayı hedefler. Bu hedefe ulaşılmasında, salih amellerin ayrı bir
yeri vardır. Unutmayalım ki, anne-babanın hayır dua ve rızası, bu
güzelliklere ulaşmanın yollarından biridir. Sevgili Peygamberimiz, “Allah’ın
rızası, anne-babanın rızasında,
Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.”[2]
buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmiştir. Ayrıca anne-babaya isyan,
büyük günahlar arasında sayılmıştır. Peygamberimiz, “Büyük günahların en
ağırını size haber vereyim mi? Allah’a şirk koşmak ve ana-babaya âsi
olmaktır.”
[3]buyurmuştur.
Bizler anne-babamızın rızasını kazanarak onların hayır duasını almanın
gayreti içinde olalım. Zira Peygamberimiz, “Üç dua vardır ki, bunlar
şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve anne- babanın
evladına duası.”[4]
buyurmuştur.
Hutbemi, cefakâr ve
fedakâr annelerimizin doğum öncesi ve doğum sonrası yaşadıkları zorlu
süreci dile getiren bir âyet mealiyle bitirmek istiyorum: “İnsana,
anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz
daha güçsüz düşerek taşımıştır…”[5]
[1]
İsrâ, 17/23
[2]
Tirmizi, Birr, 3
[3] Buhârî,
Şehadet, 10
[4] İbn
Mâce, Dua, 11.
[5]
Lokman, 31/14. |
|

|
|
İsra,17/23-24 |
|
ANNE - BABA HAKKI |
|
|
|
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Mevla, bizlere huzur ve mutluluk kaynağı pek çok nimetler
bahşetmiştir. Başta anne ve babalarımız olmak üzere, kızlarımız,
oğullarımız, kardeşlerimiz, yakınlarımız, dostlarımız bu nimetlerin
başlıcalarıdır. Onların varlıklarıyla sevinir, yokluklarıyla
hüzünleniriz. Kederlerimizi, onlarla hafifletir, sevinçlerimizi onlarla
paylaşarak daha da anlamlı kılarız. Onların varlığıyla yalnız
olmadığımızın idrakine varırız. Onlarla irtibatın, bir lütuf değil dini
bir görev olduğunu daima hatırda tutar, davranışlarımıza bu doğrultuda
yön veririz. Onlarla sılanın, Yüce Yaratanla sılaya vesile olduğunu;
onlarla sılayı kesmenin Yüce Mevla’nın gazabını celbettiğini biliriz.
Aziz Müminler!
Dünyaya gelmemize vesile olan anne-babalarımız, bizler için hayat ve
huzur kaynağıdır. Her birimiz güçsüz ve aciz bir konumda iken,
Rabbimizin lütfuyla, anne-babamızın, sevgi, şefkat, merhamet dolu
kucağında hayata başlarız. Evlatlarına anlatılamayacak bir zevkle kol
kanat gererler. Öyle ki onlar, yemez yedirirler; giymez giydirirler;
ağlatmaz, ağlarlar. Doğruyu, yanlışı, şefkati, merhameti, sevgiyi,
fedakarlığı ve daha nice insanî erdemleri öncelikle onlardan öğreniriz.
Bu itibarla anne-babalarımız, ilk rehberlerimizdir. Onun içindir ki,
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah kendisine gönül veren müminlere şöyle
seslenir:
“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi,
ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya
da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf”
bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.”[1]
|
|