|
|
Sayfa:5/14 |
||
[ GİRİŞ ] |
||
FETVÂ HAKKINDA KISA BİLGİ I- Terimler: Fetvâ, Arapça bir sözcüktür. "Yiğit, delikanlı" (1) anlamındaki Feta kelimesinden türemiştir (2). Çoğulu ise, Fetâvâ (Fetvalar)'dır. Fetvâ, "Fütya ve Fütva" şeklinde de kullanılır. Çoğulu da Fetavî'dir (3). Sözlükte, "bir olayın hükmünü açıklayan veya hükmünü koyan güçlükleri çözen kuvvetli cevap" anlamındadır. Fıkıh (4) terimi olarak, "fakih (5) bir kişinin, sorulan İslâm Dininin ibadet ve hukukuna ait bir meseleye yazılı veya sözlü olarak verdiği cevap, ortaya koyduğu hüküm" demektir (6). Örfte ise, sorulan dini sorulara müftüler tarafından verilen cevaptır (7). Fetvâ, kısaca "dini ilgilendiren meseleler hakkında müftünün verdiği genel hüküm"dür (8). İslâm Dininin ibadet ve hukukuna ait bir konunun hükmünü, fetva vermeye ehil kişilerden sormaya istiftâ (sual), fetvâyı isteyene müsteftî (sail), böyle bir meseleyi açıklamaya veya meselenin hükmünü sözlü veya yazılı olarak cevaplandırmaya iftâ, verdiği fetva ile hükmü açıklayana da müftî (mücîb) denir. Kendisine dayanılarak fetvâ verilen şer'i hükme, veya bir hâdise hakkında ortaya konulan çeşitli görüşlerden fetvâ için tercih edilene müftâ-bih, müftünün fetvâ verirken ve müsteftînin fetva isterken bilmeleri ve rivayet etmeleri gereken usul ve kaidelere âdâbü'l-müftî (âdâbü'l-fetva, resmü'l-müftî) adı verilir. Bir mesele hakkındaki muhtelif fıkhi görüşlerden hangisinin fetvâya daha elverişli olduğunu gösteren tabirlere Alâmâtü'l-İftâ (alâmatü'l-fetvâ) denir. Meselâ, "Bununla fetva verilir, fetvâ bunun üzerinedir. Bugün amel bunun üzerinedir. Sahih olan budur" tabirleri gibi. Kur'an'ı Kerim'de fetvâ kelimesi ve türevleri dokuz ayette geçmekte olup hepsinde sözlük anlamına paralel olarak, hakkında bilgi edinilmek istenen bir konuda görüş sorma veya görüş bildirme (en-Nisa 4/127, 176; el Kehf 18/22; en-Neml 27/32), soru sorma (es-Saffat 37/11, 149), rüyayı yorumlama (Yusuf 12/41, 43, 46) vb. anlamlara gelir. Ayrıca onbeş âyette yer alan "yes'elûneke" (senden soruyorlar) ifadesi de genellikle, "senden konuyla ilgili dinî hükmün ne olduğunu soruyorlar" anlamını taşımaktadır" (9).
II- Tarihçesi Fetvâ verme vazifesini ilk defa yerine getirenler; Peygamberler özellikle Hz. Muhammed (a.s.) dir. O, bir taraftan Allah'ın emirlerini ve hükümlerini insanlara tebliğ ediyor, diğer taraftan da ashabın (arkadaşlarının) dini konulardaki suallerine cevap veriyordu. Müslümanlar her taraftan akın akın Medine'ye gelip özel ve genel işlerinde hep ona müracaat ediyor, fetva istiyorlar ve Kur'an-ı Kerim'in: "Ey İman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülü'lemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz-Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir." (10) emrini yerine getirmek için ona başvuruyorlardı (11). Hz. Muhammed (a.s.) tarafından verilen fetvâlar, tamamen ilahî vahye dayanan Rahmanî fetvalardı. Böylece O, dininin temellerini atıyor, İslâm'ın metodunu açıklıyordu. Rasulullah'ın ashabı, bu fetvâlara ve bu hükümlere sımsıkı sarılıyor, ondan yan çizmiyorlardı. Bunları ruhlarına sindiriyor ve günlük hayatlarında yerine getiriyor ve başkalarına aktarmaya da özen gösteriyorlardı. Hz. Muhammed (a.s.)'in vefatı üzerine sahabenin uluları ve bilginleri fetvâ işiyle meşgul oldular. Bu mümtaz din hizmetini yerine getirdiler. Diğer sahabe ve tabiinden olan zevat, fetva işini öğrenmek için canla başla çalıştı. Ve onların ilminden azami derecede istifade etmek için onlara gönül bağladılar. Böylece sahabe arasında çok fetva vermekle meşhur olanlar olduğu gibi, çok az fetva verenler ve mutedil yol tutanlar da vardı (12). Sahabeden sonra fetvâ işiyle Müctehid imamlar, diğer müctehitler ve kadılar (hakimler) meşgul oldu. İftâ makamı, İslam devletinde henüz müessese olarak bilinmemekteydi. Onun için de Kaza (yargı)'dan ayrılmış müstakil kuruluş değildi. Halk, dini müşküllerini (sorunlarını) halletmek için bilginlere ve fakihlere başvuruyor, onlardan fetvâ alıyor ve hayatlarını buna göre tanzim ediyorlardı. Kendi aralarında meydana gelen ihtilafları onlara soruyor, kendilerine müşkül gelen meselelerde Allah'ın hükmünü arayıp soruyorlardı. Muhasım taraflar çok defa kadılara başvuruyor, ihtilafa düştükleri meselelerde Allah'ın hükmünü onlardan sorup öğreniyorlardı (13). Müftülüğün resmi bir makam olması ise, fıkıh mezheplerinin teşekkül edip gerek devlet, gerekse halk nezdinde kurumlaşmasıyla birlikte başlamıştır (14). Abbasiler döneminde (750-1258) ortaya çıkan adli işlere kadıların, dinî işlere müftülerin bakması ilkesi, daha sonraki dönemlerde de ana çizgisini korumuş, şer'i mesele ve ihtilaflar bu kazâ-fetvâ ikilemi içinde çözülmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, kayınpederi Edebâli'yi fetvâ işlerine, bacanağı Dursun Fakih'i de kaza (yargı) işlerine bakmakla görevlendirmişti. Edebâli'nin vefatı üzerine, Dursun Fakih onun görevini de üstlenmişti. Devletin işleri genişleyip, idari sistemler ve müesseseler gelişmeye başlayınca, XV. yüzyılın başlarında Şeyhülislâmlık (Meşihat) makamı kuruldu (15). Fetvâ yetkisi Şeyhülislam'a aitti. Zaman içinde Şeyhülislamlık Makamı geliştirildi. Bu cümleden olarak, bu makama bağlı merkezde Fetvahane (16) tesis edildi. Ayrıca vilayet, sancak ve kazalarda halkın sorularına cevap veren müftüler de bulunmaktaydı (17). Osmanlı Devleti ile birlikte Şeyhülislamlık ve ona bağlı birimler de ortadan kaldırıldı. Bir süre bu kuruluşun uhdesinde bulunan hizmetler, TBMM Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nce yürütüldü. 3 Mart 1924'te Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıyla, dini soruların cevaplandırılması bu teşkilata bırakıldı. Halen bu görev, Başkanlık merkezindeki Din İşleri Yüksek Kurulu ile, il ve ilçe müftülükleri vasıtasıyla yürütülmektedir. DİPNOTLAR (1) Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 5. Baskı, Aydın Kitabevi, Ankara, 1982, s. 312. (2) Fetva (eftâ), if'al babından isimdir. (3) Dr. Muhammed El-Zuhayli, (Ter. Mustafa Ateş), "Fetva ve Takva", Diyanet İlmi Dergi, C.29, Sayı:1 (Ocak, Şubat, Mart 1993), s. 95.
(4) Fıkıh: İslam, İbadet ve Hukuk İlmi. (5) Fakih: Bir konuyu derinden kavrayan, ince anlayış sahibi kimsedir. (6) İA, IV, s. 582-583; DİA, D. XII, s. 486-487. (7) DİA, D. XII, s. 487. (8) Türkçe Sözlük, (Türk Dil Kurumu Lügat Kolu çalışmalarıyla hazırlanmıştır) İstanbul, 1944, C.1, s. 201. (9) DİA, XII, s. 487. (10) Nisa Suresi, ayet: 59. (11) M. El-Zuhayli, a.g.m., s. 97. (12) "Sahabilerin fakihleri verdikleri fetvâ sayısı bakımından üç gruba ayrılmıştır. En çok fetva vermekle meşhur birinci gruptaki yedi sahabinin (Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah bin Mes'ud, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas, Zeyd bin Sabit, Hz. Aişe) her birinden intikal eden fetvâlar birer büyük cilt teşkil edecek sayıdadır. Hz. Ebu Bekir, Osman, Enes bin Malik ve Ebu Hureyre'nin de dahil bulunduğu ikinci grubun sayısı yirmi civarında olup, her birinin verdiği fetvalarla birer küçük kitap oluşturulabilir. Üçüncü grupta 120 kadar sahabi vardır ki, bunlardan çok az sayıda fetvâ nakledilmiştir?" (DİA, XII, s. 489). (13) M. Ez-Zuhayli, a.g.m., s. 97-98. (14) Müctehidler asrı olarak vasıflandırılan bu devir, Ebu Hanife, Malik bin Enes, el-Evzaî, Süfyânü's-Sevrî, Dâvud ez-Zahiri, Taberi, Ahmed bin Hanbel gibi mezhep imamlarının yetiştiği bir devirdir (Doç. Dr. Fahrettin Atar, "İftâ Teşkilatının Ortaya Çıkışı", MÜİFD, Sayı: 3; İstanbul, 1985, s. 29). (15) İlk Şeyhülislâm "İstanbul Müftüsü" ismiyle 1424-1425 tarihinde atanan Molla Şemsüddin-i Fenari Efendi'dir. 498 yıl kadar süren Osmanlı Meşihat döneminin son Şeyhülislâmı Mehmet Nuri Medeni Efendi'dir. Bu ikisi arasında 127 Şeyhülislam gelmiş, bunlar arasında 185 değişme olmuş, 54 kez de aynı kişiler yeniden göreve çağrılmışlardır (Bkz, Dr. Abdülkadir Altunsu, Osmanlı Şeyhülislamları, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1972, s. XL vd). (16) Bkz., DİA, XII, s. 496-500. (17) DİA, XII, s. 490.
|
||
Sayfa:5/14 |