jueves, 6 de enero de 2022

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi

 

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ulusal medya yöneticileriyle bir araya geldi

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İstanbul’da ulusal medya yöneticileri ile bir araya geldi

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, İstanbul’da ulusal medya yöneticileri ile bir araya geldi.

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, toplantıda yaptığı konuşmada, dünyanın günümüzde bilimin ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak büyük değişimlere ve dönüşümlere de sahne olduğunu belirterek, iletişim ve etkileşim imkânlarının, baş döndürücü bir hızla geliştiğini, bireysel ve sosyal imkânların, hiç olmadığı kadar arttığını söyledi.

Bu gelişmelere, imkân ve zenginliklere rağmen bugün dünya nüfusunun kahir ekseriyeti açlık, yoksulluk, terör, savaş ve salgın hastalıkların girdabında varoluş mücadelesi verdiğine dikkat çeken Başkan Erbaş, şöyle konuştu:

“Bugün insanlık, bir tarafta israf, bencillik ve rehavet; diğer yanda açlık, yoksulluk, sefalet ve sosyal problemlerin kıskacında maalesef sıkışmış durumdadır. Terör, göç, salgın hastalık ve tüm dünyayı kuşatan adaletsizlikler sebebiyle insanlar, çaresizlik ve umutsuzluk girdabında zor ve karamsar bir hayata mahkûm olmaktadır. Sosyal ilişkiler bakımından küresel ölçekte ve psikolojik boyutta ciddi kırılmaların zemini olan bu durum, maddi ve manevi bunalımların da temel etkenleri arasındadır.

Dünyamızı kuşatan söz konusu sosyal, siyasal, ekonomik ve çevresel sorunların arka planında “anlam ve değerler” ekseninde bir “ahlak ve medeniyet” krizi olduğunu düşünüyorum. Maalesef modern dönemin hayat tasavvurunda insanın manevî yönü ve varlığın aşkın boyutu ihmal edilmiştir. Bunun sonucunda ahlakî değerler zemininde meydana gelen savrulmalarla birlikte insanî erdemlerin muhafazası daha da zorlaşmıştır.”

Başkan Erbaş, günümüzde dinin ve maneviyatın dışlandığını ve örselendiğini, Müslüman toplumların ise inanç ve değer yargılarının ciddi yaralar aldığını belirterek, “Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da İslam’ın temel kavramlarından adalet, merhamet, emanet, barış, itidal gibi değerlerin yerini büyük oranda kaos, kargaşa ve anlamsız çatışmaların aldığını görüyoruz. Söz konusu bütün bu krizler, ne yazık ki özellikle gençlerin akıl ve gönül dünyasını tahrip etmekte; toplumun huzurunu ve gelecek umudunu örselemektedir.” dedi.

İslam’ın varoluş, bilgi, gaye ve ahlak eksenindeki hakikatlerinin insanlara ulaştırılmasının önemine vurgu yapan Başkan Erbaş, “İnsanlığın düçar olduğu bunalımlar, ancak yeryüzüne huzur ve güvenlik vadeden İslam’ın evrensel değerleriyle sekinete erişebilecektir. Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında bunu ortaya koyan, bu anlayışa davet eden pek çok ayet var birisini en azından paylaşmak isterim; “Ey iman edenler! Hepinizi silm’e giriniz.” buyuruyor Rabbimiz. ‘Silm’ yani ‘barış’ demektir. İslam kelimesinin kökü de oraya dayanıyor. Bütün peygamberlerin de amacı zaten buydu. Gönderildikleri toplumları hep mutluluğa, huzura barışa, iyiliğe davet etmek, kötülükten men etmek. Biz de diyoruz ki peygamberlerin varisleri olarak en önemli işimiz hayra çağırmak, iyiliği emretmek kötülükten men etmek.” diye konuştu.

Başkan Erbaş, bireyler ve toplumların tutum ve davranışları dinden etkilendiğine vurgu yaparak, “Bu yüzden tarih boyunca din-toplum, din-siyaset ve din-devlet ilişkileri konusu, güncelliğini daima korumuştur. Korumaya da devam edecektir. Çünkü biz biliyoruz ki dünya üzerinde dinden tamamen soyutlanmış hiçbir bir toplum gelmemiş. Bazen dinden uzak gibi görülen toplumlarında inandığı şeylerin olduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullandı.  

Her ülke ve toplum, kendi gerçeklikleri bağlamında bir takım yasal düzenlemelere gittiğini ve Türkiye’de de bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğunu bildiren Başkan Erbaş, sözlerine şöyle devam etti:

“Anayasamızda, Başkanlığımıza ait kanunda şöyle geçmektedir; “toplumu din konusunda aydınlatmak”. Tabi burada toplumun bir kesimini değil, her bir ferdini. Anayasamız, Diyanet İşleri Başkanlığına bu konuda yetki vermiş, toplumun din konusunda doğru bilgiyle aydınlatmak. Doğru bilginin kaynağı nedir? Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin  sünnetidir. Bu doğru bilgiler ile toplumu aydınlatmak, hurafelerden, aşırılıklardan uzak. Diyanet İşleri Başkanlığı bu ilkesini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Kurulduğu günden bugüne kadar başta din hizmetleri, eğitimi ve yayın faaliyetleri olmak üzere anayasal görevlerini, kanunla kendisine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmıştır.

Nitekim bugün üstlendiği sorumluluğu, sadece ülkemiz sınırları içinde değil, aynı zamanda vatandaş ve soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde de hassasiyetle yerine getirmektedir. Bu hâliyle Başkanlığımız, bir bakıma İslam ülkelerine model teşkil edecek bir yapıya sahiptir. Çeşitli ülkelere gidiyoruz. Görüşmelerimiz oluyor ve onlara Türkiye’deki din eğitimi ile Diyanet hizmetlerimizi anlattığımızda hayranlıkla dinliyorlar. Diyanet İşleri Teşkilatımızı anlattığımızda her biri bu teşkilatın ne kadar düzenli, disiplinli ve toplumu din konusunda aydınlatma noktasın ne büyük bir imkan olduğunu anlamış oluyorlar.”

Şu ana kadar 34 ili ziyaret ettiğinden bahseden Başkan Erbaş, “Her gittiğim ilde iki gün kalıyorum. Üniversitesi’nden sivil toplum kuruluşlarına çok geniş çaplı müzakereler yapıyoruz. O şehre Diyanet hizmetlerini en iyi şekilde nasıl götürebiliriz, çocuklarımıza nasıl sahip çıkabiliriz? Terör yapılarına FETÖ ve PKK başta olmak üzere diğer yapılara kaptırmadan çocuklarımıza nasıl destek olabiliriz? şeklindeki çalışmalarla o şehrin yöneticileri ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte müzakere yapıyoruz. Doğu ve Güneydoğu’yu tamamını ziyaret ettik.” şeklinde konuştu.

“Diyanet her türlü siyasi düşüncenin dışında bir kurumdur”

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, her türlü siyasi düşüncenin, ideolojinin ve gündelik tartışmaların dışında anayasal bir kurum olduğunun altını çizen Başkan Erbaş, şöyle konuştu:  

“Bunun bir gereği olarak Başkanlığımız, devletimiz ve milletimizin bekası, insanımızın huzur ve selameti için toplumun bütün katmanlarını kuşatıcı bir anlayışla hakikati dillendirmeye ve bu minvalde hizmet üretmeye devam edecektir. Başkanlığımızın bütün bu hassasiyetlerine rağmen, maalesef bazı kesimlerce zaman zaman kurumumuz ve mensuplarımızla ilgili olumsuz algı oluşturulmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Bu, bugüne ait bir durum da değildir. Ne yazık ki son asır boyunca medyada en fazla gündeme gelen konulardan biri de din ve diyanet ile ilgili konulardır. Ve maalesef bu da çok düzensiz şekilde, gelişigüzel, yalan-yanlış bilgilerle, çoğu zaman sığ bir ideolojik düzlemde ve ön yargıyla yapılmaktadır.  

Bu durum, yeni nesillerin bilincinde onulmaz yaralar açmakta; din-değer ve medeniyet algısını tahrip etmektedir. Doğru olmayan bir bilgiyi yaygınlaştırdığınız zaman, gençler, yeni nesiller onu doğru zannediyor ve oradan bir önyargı oluşuyor zihninde, dolayısıyla bu hedeflenen kurumu değil sadece, o kurumla ilgili belki milyonları etkiliyor.

Bu bağlamda basın ve medya yöneticilerimizin varlığı hayati öneme sahiptir. Zira toplumsal birlik-beraberlik ve huzurun sürdürülebilir olması konusunda doğru bilgi ve doğru haberin önemli bir yeri vardır. Gittikçe de önemi artmaktadır.”

“Gerçeği yansıtmayan haberler insanlar arasında zihinsel bölünmeye sebep oluyor”

Başkan Erbaş, bilgi kirliliği ve gerçeği yansıtmayan haberin oluşturduğu algının insanlar arasında zihinsel bölünmelere ve sosyal kopmalara sebebiyet verdiğini belirterek, “Bu durum, aynı zamanda bir güven sorununu da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla din konusunda oluşturulan yanlış bilgiler üzerinden toplumumuzu ayrıştırmaya yönelik faaliyetlere ve dinin aslî yapısını perdeleyen söylemlere karşı uyanık olmak mecburiyetindeyiz.” dedi.

“Din ve Diyanet ile ilgili haberlerde daha hassas davranılması gerekiyor”

Din ve diyanetle alakalı haberler konusunda daha hassas davranılması gerektiğini ifade eden Başkan Erbaş, “Medya gruplarımızın bu alanda istihdam ettikleri editörlerin ve muhabirlerin özel bir eğitime tabi tutulmasının gerektiğine inanıyorum. Din-diyanet alanında haber ve yorum yapan kimselerin hiç olmazsa asgari düzeyde dini literatüre hakim olması, büyük önem arz etmektedir. Bu hususta kurum olarak her türlü desteğe, iletişime ve bilgi paylaşımına açık ve hazır olduğumuzu özellikle bilmenizi isterim.” diye konuştu.

“Ortaçağ benzetmesi kabul edilemez”

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, konuşmalarının ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okul öncesi Kur’an kursları için “Ortaçağ zihniyeti” benzetmesinin sorulması üzerine Başkan Erbaş, şöyle konuştu:

“Siyasi kişiler zaman zaman kendi anlayışları doğrultusunda konuşmalar yapıyorlar bu konuşmayı ben öyle değerlendiriyorum, talihsiz bir konuşma olmuştur ve ortaçağa benzetilmiştir. Ortaçağ karanlığı zihniyeti gelir ki bu İslam medeniyeti ile alakalı bir ortaçağ zihniyeti değildir. Tamamen batının bir tanımlamasıdır. Batı kendisini adeta ortaçağ zihniyeti olarak o dönemde İslam dünyasında ilmi gelişmeler zirveye tırmanırken, batıda büyük bir ortaçağ karanlığı yaşanıyordu. Dolayısıyla çocukların din eğitimi ortaçağ zihniyetine benzetme kabul edilebilir bir şey değil. Zaten milletimiz büyük tepki gösterdi bizde tepkimizi çeşitli vesilelerle gösterdik. Yani gönül isterdi ki hiç kimse bu tür yorumlarla milletimizi rahatsız etmesin.”

Toplantıya medya temsilcilerinin yanı sıra Dini Yayınlar Genel Müdürü Doç. Dr. Fatih Kurt ve İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş da katıldı.