13 Ocak 2018 Cumartesi

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti

 

  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti
  • Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, ABD’de hutbe irad etti

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Amerika Diyanet Merkezinde bulunan camide hutbe irad etti, Cuma namazı kıldırdı. 

Kâinatın yegâne yaratıcısı ve yöneticisi, din günün sahibi Allah’a hamdolsun.

İnsanlığın kurtuluşu için gönderilmiş bütün peygamberlere ve son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.s.) salat ve selam olsun.

Amerika kıtasının bu en büyük mabedinden İslam coğrafyasının bütün beldelerine selam olsun. Mekke’ye selam olsun, Medine-i Münevvere’ye selam olsun. Yeryüzünün ikinci mabedi ve etrafını yüce Allah’ın mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya selam olsun. Tarihinin bin yıllık sürecinde Müslümanların idaresinde darüsselam, yani barışın yurdu unvanını alan, ancak 70 yıldır mahzun, mağdur, mazlum Kudüs’e selam olsun.

“Bugün sizin dininizi tamamladım, üzerinizdeki nimetimi ikmal ettim ve size din olarak İslam’ı seçtim” ayetinin muhatapları bütün mümin kardeşlerimize, İslam coğrafyasının mensuplarına selam olsun.

Rabbimiz bizi kıyamet gününde Allah Resulü Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) sancağı altında şu muhteşem mabette topladığı gibi haşr-ı cem eylesin inşallah.

Cumanız mübarek olsun, aziz kardeşlerim.

Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’de buyuruyor ki; “Ey iman edenler, hepiniz topyekûn silme giriniz, Müslüman olunuz, İslam’a giriniz. Sakın ha şeytanın hilelerine, tuzaklarına, aldatmalarına tabi olmayınız. şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır.”

Değerli kardeşlerim;

Ayeti Kerime’de anlaşıldığı gibi, İslam kelimesinin kökü silm’dir. Silm, barış demektir, kurtuluş demektir, mutluluk demektir, hidayet demektir. Onun için yüce Rabbimiz iman edenleri, İslam’ı yaşamaya, anlamaya ve barış dini olduğunu bütün dünyaya ilan etmeye davet ediyor. Ey iman edenler, bu vazifenizi iyi yapın, İslam’a girin, İslam’ı hakkıyla yaşayın ve bütün insanlığa barış gelmesi için gayret edin, elinizden gelen gayreti gösterin. Şeytanın hilelerine, aldatmalarına gelmeyin. O sürekli Müslümanların karşısına düşman olarak çıkar. Hz. Adem’den itibaren nasıl ki Hz. Adem’in iki oğlunu birbirine düşürdüyse, kıyamete kadar da görevlerinden birisi insanları birbirine düşürmek olacaktır. Onun apaçık düşman olduğunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın, düşmanlığın sembolü odur. Aranızda düşmanlık olmasın ey insanlar, ey iman edenler.

Değerli kardeşlerim,

Ne mutlu bizlere ki adı barış anlamına gelen, kurtuluş ve hidayet anlamına gelen bir dinin mensuplarıyız. Ve o dinin mensuplarını yüce Peygamberimiz şöyle tarif ediyor: “Müslüman o kimsedir ki, elinden ve dilinden bütün Müslümanların, bir başka rivayetle, bütün insanların emniyette olduğu kimsedir, emin olduğu kimsedir. Mümin ise yine insanların kanları ve mallarından emin olan kimsedir, yani mümin hiçbir kimsenin kanını akıtmaz, mümin hiç kimsenin malına göz koymaz. Mümin emin kimsedir. Hem İslam kelimesinden müslim’in türetilmiş olması, hem de iman kelimesinden ve eman kelimesinden müminin türetilmiş olması bize çok önemli bir mesaj veriyor. Müslümanlar, müminler güvenilen insanlardır, kendilerinden emin olunan insanlardır. Onun için Allah Resulü Efendimizin daha Mekke’de kendisine nübüvvet gelmeden önce müşriklerin, Mekkelilerin ona vermiş olduğu isim Muhammed-ül Emin idi. Nasıl ki İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.s.) isminin ardına emin kelimesini ekletmişse, bizler de her birimiz, Ahmet’ler, Mehmet’ler, Hasan’lar, Hüseyin’ler isimlerimizin arkasına ‘emin’ kelimesini ekletmemiz gerekiyor. Ayşe’ler, Fatma’lar, Hatice’ler, Emine’ler isimlerinin arkasına ‘emine’ kelimesini ilave etmesi gerekiyor. Güvenilen Ahmet, güvenilen Mehmet, güvenilen Ayşe, kendisinden emin olunan Fatma, isimlerimizin arkasına bu önemli unvanı ilave etmemiz gerekiyor.

Değerli kardeşlerim,

Bütün peygamberler İslam’ı tebliğ etmek için gelmiştir, insanları imana davet etmek için görevlendirilmişlerdir. Bütün peygamberler İslam peygamberleridir.

“İbrahim ne Yahudi’dir, ne Hıristiyan’dır, o hanif bir Müslümandır” Sadece Hz. İbrahim için değil, Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e (s.a.s.) kadar gelmiş olan bütün peygamberlerin getirdiği dinin adıdır İslam. Hepsi İslam’ı tebliğ etmek için gönderilmiştir. Zira “Allah indinde gerçek din İslam’dır” ayeti kerimesi bize bunu öğretmektedir. “İslam’dan başka din edinenin, o edinmiş olduğu din kendisinden kabul edilmeyecektir” ayeti kerimesi de bize bunu hatırlatmaktadır.  

Hz. Musa da İslam Peygamberidir, Hz. İsa da İslam Peygamberidir, Hz. Yusuf da, Hz. Yakup da, bütün peygamberler İslam peygamberidir. Peygamberler zincirinin son halkası Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) tüm peygamberlerin vazifelerini üzerinde topladı ve İslam’ın son peygamberi olarak gönderildi, Kur’an-ı Kerim’i getirdi. Kur’an-ı Kerim, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak için gönderilen bir kitaptır.

Peygamber Efendimizi Rabbimiz şöyle tanıtmaktadır bütün insanlığa: “Ey Nebi, biz seni ancak bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’ın yoluna O’nun izniyle bir davetçi olarak gönderdik. Etrafını aydınlatan bir nur, bir ışık olarak gönderdik” Allah Resulü Efendimiz kendisinden önceki Peygamberler gibi Hakk’ın batıla galip gelmesine şahitlik etti. “Hakk geldi batıl zail oldu. Zaten batıl zail olmaya müstahaktır” İşte onun için bizler de Allah Resulü Efendimizin yolunda yürüyerek “Yarabbi bizi sırati müstakime ulaştır” diyoruz. “Nimet verdiğin kimselerin yoluna, yani peygamberlerin yoluna” Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) yolu. İşte o yolda daim olarak yürüyerek Hakk’ın batıla hakim olmasına her birimiz şahitlik edeceğiz. Bu Bizim üzerimizde bir emanettir. Efendimiz (s.a.s.) müminlerin, Müslümanların omuzlarına bunu bir emanet olarak bıraktı. Müjdeleyeceğiz, iyilikleri anlatacağız, kötülükleri ortadan kaldırmaya çalışacağız ve bu yolda, sırat-i müstakim yolunda ömrünü tamamlayan Müslüman’a Efendimizin müjdelediği şeyi müjdeleyeceğiz. Kur’an-ı Kerim’in müjdelediği şeyleri müjdeleyeceğiz; o da Allah’ın rızasıdır, Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Uyarıcı olarak, insanları uyararak, yanlışlardan uzaklaştırarak, toplumsal ikaz mekanizmamızı geliştirmemiz gerekiyor. Sosyolojide buna toplumsal uyarı mekanizması denir. Herkes gördüğü bir yanlışı düzeltecek. Allah Resulü Efendimiz öyle buyuruyor: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle düzeltiniz, elinizle düzeltemezseniz dilinizle düzeltiniz, dilinizle düzeltemezseniz kalbinizle buğz ediniz ki bu imanın en zayıf noktasıdır” buyuruyor. Kalbimizle buğz’a kalıncaya kadar elimizle, dilimizle kötülüklerin ortadan kalkması için gayret etmek zorundayız.

Aziz kardeşlerim.

Her birimiz davetçi, tebliğci olmak zorundayız. İyilikleri, güzellikleri insanlara tebliğ etmeliyiz. Her birimiz davetçi olmalıyız, her birimiz vaiz olmalıyız, her birimiz emri bil maruf yapmalıyız. Her birimiz nehy-i anil münker yapmalıyız. Kötülüklerin ortadan kaldırılması için, insanları irşat edebilmek için her birimiz mürşit olmalıyız.

Kardeşlerim,

Bütün bunlardan İslam’ın amacı insan onur ve haysiyetine uygun bir toplum, bir düzen, bir nizam kurmaktır, ideal bir nizam kurmaktır. Peygamberlerin getirdiği ilkelere, prensiplere uygun bir topluluk, bir toplum oluşturabilmektir. Böyle bir toplumun oluşabilmesi için zarurat-ı hamse ismi verilen şu beş şeyin toplumda muhafaza edilmesi gerekiyor. Bunlar din, akıl, nesil, nefis ve mal. Yani dini muhafaza etmemiz gerekiyor, aklı muhafaza etmemiz gerekiyor, nesli muhafaza etmemiz gerekiyor, nefsi ve malı muhafaza etmemiz gerekiyor. Bunlar nasıl korunur, nasıl muhafaza edilir? Bunlar dinle, ibadetle korunur, ibadetten uzak bir şekilde dini korumak mümkün değildir. Bunun delili de Kur’an-ı Kerim’dir. “Namaz insanı bütün kötülüklerden alıkoyar.” Çok önemli bir otokontrol mekanizmasıdır ibadetler. Yine başka bir ayeti kerimede ki surenin tamamı delil olarak önümüzdedir. “Zamana, vakte yemin olsun ki, asra yemin olsun ki insan hüsrandadır, zarardadır, ziyandadır. Ancak iman edenler hariç. İmanını amel ile ibadetlerle takviye eden, süsleyenler, onlar da hariç, onlar da kurtulacaklardır” Amellerimizi, ibadetlerimizi hakkı ve sabrı tavsiye ederek yaygınlaştırmak, bütün insanlığa ulaştırmamız gerekiyor. Hakkı tavsiye etmek zorundayız. Her birimiz çocuklarımızdan, ailemizden başlayarak komşularımıza, en uzak noktalara kadar ulaştırmalıyız. Tıpkı Peygamber Efendimizin ashabı gibi. Medine-i Münevvere’de Ashabı Suffe dediğimiz o güzide insanlar İslam’ı birkaç yıl içerisinde Medine’nin binlerce kilometre uzaklarına ulaştırdılar.

Sizler de bugün doğduğunuz yerlerde değilsiniz. Belki içinizden birçoğu binlerce kilometre uzakta doğdular buralara geldiler. Bu bir fırsattır değerli kardeşlerim, bu fırsatı iyi değerlendirmemiz lazım. Hem kendimizi hem Müslümanlığımızı muhafaza etme noktasında hem de İslam’ın güler yüzünü, İslam’ın barış, hikmet, bilgi anlayışını, irfan boyutunu çocuklarımıza, gençlerimize, komşularımıza ve İslam’ı bilmeyen insanlara anlatmak zorundayız.

Kardeşlerim,

Bunların gerçekleştirilmesinde en büyük vasıtalardan birisi, şu anda içinde bulunduğumuz muhteşem mabetlerdir, camilerdir, mescitlerdir. Efendimiz (s.a.s.) önümüzde en büyük örnektir. Medine-i Münevvere’ye hicret ettiğinde ilk yaptığı iş, Mescid-i Nebevi’yi inşa etmek olmuştur. Mescid-i Nebevi’yi inşa ettikten sonra da ilk yaptığı iş, onun bir kenarına mektep kurmak olmuştur. Onun adı da suffedir, işte Ashabı Suffe, Allah Resulü Efendimizin dizinin dibinde yetişen o mübarek insanlar, İslam’ı bilmeyen insanlara öğretmek için kilometrelerce uzaklara gittiler. Bizler de bugün mescitlerimizi birer eğitim yuvası haline getirmemiz gerekiyor. Her mescidimizin içinde çocuklarımız İslam’ı öğrensinler. Evimizden sonra ilk uğrayacağımız, ilk gideceğimiz, ilk kendimizi bırakacağımız yer camilerdir.

Cami kelimesinin anlamına da şöyle dikkatinizi çekmek isterim. Cami, Allah’ın esmayı hüsnasındandır, 99 isminden birisidir el-Cami. Bütün mahlûkatı rahmetinde toplayan, merhametinde toplayan demektir el-Cami. İşte camiler de Müminleri, Müslümanları içinde topladığı için bu ismi almıştır. Eğitimiyle, ibadetiyle, inancımızı muhafaza etme noktasındaki katkısıyla camilerimize sahip çıkmak zorundayız değerli kardeşlerim. Gönlümüz istiyor ki camilerimiz çocuklarımızla dolsun taşsın. Bu kadar emek onlar için verildi. İstikbalimiz gençlerimizdedir, çocuklarımızı istikbalimize hazırlamamız gerekiyor. Dini mübini İslam’ı onlara öğretmemiz gerekiyor. Allah’ın varlığını, birliğini, Peygamberimizin onun kulu ve rasulü olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in en önemli değerimiz olduğunu, milli ve manevi değerlerimizi çocuklarımıza öğretebilmemiz için en büyük fırsat camilerimizdir. Onların ahlaklı birer insan olarak yetişmesi gerekiyor. Evrensel değerlerimizi onlara öğretmemiz gerekiyor. Dürüstlüğü, adaleti, aile anlayışını, saygı, sevgi, sadakat, samimiyet, sabır gibi değerlerimizi, güven duygusu, yardımseverlik, infak, sorumluluk, barış, hoşgörü; bütün bunları gençlerimize, çocuklarımıza öğretmemiz gerekiyor. Bizler inşallah yapmış olduğumuz programlarla, projelerle bunu gerçekleştirebilirsek geleceğimizden emin olabiliriz.

Gurbette yaşayan kardeşlerimizin en önemli değerlerinden birisi olan camilerimizi bu noktada birer medrese olarak, birer eğitim yuvası olarak ve her birimizin sığındığı Cenab-ı Hakk’ın mabetlerinden birisi olarak, Beytullah’ın şubelerinden birisi olarak değerlendirebileceğinizi düşünüyorum. Bu konuda Cenab-ı Hakk’tan bütün mümin kardeşlerime yardımcı olmasını niyaz ediyorum ve hepinizi bu mübarek Cuma gününde saygılarımla selamlıyorum. Allah’ın rahmeti, mağfireti, bereketi üzerinize olsun.